Körler memleketindeki padişahın masalı*

RTE'yi görsem de sorsam keşke; sorsam acaba Irak'ta binler ölürken nerdeydi o "barışçıl"lığı?
Sorsam,acaba o zaman bilmiyor muydu "yurtta sulh cihanda sulh" lafını?
Acaba Iraklı "kardeşlerimiz" "kardeş" değiller miydi yeterince?
Onların kadınları, çocukları yok muydu?
Ya da sorsam acaba Bush'un bombaları ona göre da sulh muydu?
Bir tek biz miydik barış için insan öldürmenin mantıksızlığını gören o zamanlar?

Yoksa,
İsrail düşmanlığını körüklemek Amerikan düşmanlığını körüklemekten daha mı kolaydı?

Beni buradan başka az çok tanıyanlar bilir, hiçbir şekilde insan eliyle insan öldürülmesini kabul etmedim!
Darağaçlarında sallanan hiçbir beden için alkış tutmadım ve asker kıyafetleriyle ellerinde oyuncak tabancalarla "oyuna katılan" çocuklara gülemedim.

Ama işte burada beni rahatsız edenler farklı.
Bu yazının amacı farklı.
Bu satırlar savaştan fazlasına gidiyor.
İkiyüzlülüğe gidiyor.
O her duyduğumda beni iğrendiren koku geliyor burnuma yine.
İkiyüzlülüğün kokusu.
Riyakar bedenlerin içinde çürümüş organların artık ince ince dışarı sızan kokusu o.

Çok korktuğu mahalle kabadayısına söz geçiremediği için içi içini yediği halde birşey söyleyemeyen; korkudan ve sinirden dudaklarını kemiren; ama ondan az daha "kıdemli" komşu çocuğunu, onun en küçük hatasında başını ezmek üzere sabah akşam gözleyen, ezik, korkak, riyakar sokak çocuğunun kokusudur o.

Ve en kötüsü de demokrasinin "araç"lığı belgelenmiştir artık.
Mahalleli olmayı, futbolu, hitabı bilen birine öğretmeye gerek yoktur zaten "tribünlere oynamayı".
Sadece gören gözlere gerek vardır. Hala gören gözlere, koku alan burunlara ve bir mideye.

Zira artık kör, artık hissiz ve artık midesiz olmak suçtur.
Hapsini çocuklarımın çekeceği bir suç!


*...nı anlatırsınız artık siz de çocuklarınızın yataklarının başında...

0 yorum: