benden sana mektup

sen biliyorsun kendini,
yazmama gerek yok baş harflerini.
demiştim ya sen benim için odtü'sün diye.
o kadar.

"çık git hayatımdan" dedin,
"istemiyorum" diye haykırdın yüzüme.
söylemesi kolaydı çünkü,
yapması zor.
biliyorsun sen de
senin hayatından çıkmam için
senin benim hayatımdan çıkman gerekti önce.
ki sen kendi kendine kendini benden uzak tutsan da
hiç çıkamadın o bulunduğun koca boşluktan.
o boşluğu doldurandın sen zira.
ve bir tek sendin bunu yapabilen.

belki de o yüzdendir,
sen de ben de aradık hep,
hep başka "dolu"lar aradık,
o boşluğu doldurabilecek.
ama olmadı...bulamadık...

acı bir şey mi bu?
sence belki ama bence değil...
üzülmüyorum demek değil bu.
asla!
üzülüyorum.
çok üzüldüm...
bende seninle dolu o boşluğun aynısının
sende de benimle dolu olduğunu görünce
her şey birden bire bitip tekrar başladı sanki.
odtülü yılları gördüm tekrar,
yaşadım sanki bir bir...

küçümseme sakın "sen benim için odtü'sün" lafımı.
anlamını bilmeyenler yapabilir ama,
sen bilirsin,
sen anlarsın.
hayatımın en güzel ve en gerçek yıllarısın sen.
benden içeri bensin.

bilmediklerin var elbet,
söylemek istediklerim,
ama söyleyemediklerim.
sen konuşarak anlatabiliyorsan içindekileri
-ki onu da tartışırım,
ben de yazabiliyorum işte ancak.

bilmediklerin var dedim ya;
rüyalarım mesela...
korkularım.
ama onlar sende de vardı kanımca.
hala var mı bilmiyorum ama.
kaybedişimizin nedenidir bu.

o kadar korktuk ki dokunmaya,
o kadar korktuk ki içimizdeki o dopdolu boşluk kadar sevmeye,
sarılmaya,
sevişmeye,
o kadar korktuk ki bunları açık edip kaybetmeye,
hiç sevememiş gibiydik sonunda,
aksine deli gibi isterken.

işte ben bunları söylemek istedim sana o gün.
ama her şey sonra yavaş yavaş geliyor.
yıllar geçtikten sonra o ilk elele tutuştuğumuz günün üzerinden
ancak farketim hatalarımı,
hatalarımızı.
çünkü o kadar da aynıydılar.
aynı;
aynı anda,
aynı ekrana bakıp,
aynı "şeyi" anlayabilmemiz gibi.

e ne olacak?
dedin hep.
e ne olacak?
bırak dedim ben,
ne olursa olsun...
onu da yapamadın.
tek farkımız buydu belki.
tek farkımız benim gördüğümü senin görmemiş olmandı henüz.
bırakabilseydik eğer,
rüyalarım gerçek olsaydı,
ya hiç ayrılamayacaktık bir daha,
ya da asla yüzyüze bakamayacak.
ama bir karar vermiş olacaktık.
karar verilmiş olacak.

çünkü işte artık
çocuk değiliz biz.
ne sadece gönüller,
ne sadece beyinler,
ne de sadece bedenler veriyor kararları.
ancak işte üçü birden aynı yolu gösterirse
o yola başkoymak mümkün oluyor.

ama korktuk işte,
karar vermekten korktuk.
kararın verilmesinden.

ve şimdi hal böyleyken,
böyle arafta sıkışıp kalmışken,
bana çıkıp da "e ne olacak?" deme.
bilmiyorum.
zira henüz karar verilmedi.
zira ben seni hala rüyalarımda görüyorum.
zira ben hala rüyalarımda gördüğüm bir adama öylesine "normal" bakamıyorum.

üzgünüm;
o boşluğu henüz başkasıyla dolduramıyorum.
üzgünüm;
ben sensiz yapamıyorum.
ve üzgünüm;
bir gün zamanla duygularımın
bitip gitmesini göze alacak kadar korkuttuğum için seni.

zira en azından ben senin gibi
30 yaşıma geldiğimde seninle evlenmiş olmaktan korkmuyorum!

sen biliyorsun kendini,
yazmama gerek yok baş harflerini.
demiştim ya sen benim için odtü'sün diye.
o kadar...

2 yorum:

Glycerine dedi ki...

bunu yaşadım ben be...
canım acıyor yahu.
iyi ki de yazdın da
neden yazdın...
iyice hatırladım herşeyi.
ama oysa ki o kadar yalanmış geliyor ki artık yaşadıklarım gördüklerim sayesinde
kaskatı oldum..
delirdim

Beyaz dedi ki...

Bazı yazrlar , şairler vardır ya eserleri insana "ya nasıl olur, bu şair/yazar tam benim yaşadıklarımı/düşündüklerimi yazmış!"

İşte o yazar ve şairlerin eserlerinin kalitesini okuyucuya böyle bir ünlem cümlesi söylettirebilmesiyle görebiliriz.

yazmaya devam CRN! yazın bana "nasıl olur aynısını ben yaşadım "(ama erkek tarafını, terkeden tarafı :S )dedirtti.