"ve tüm bu güzelliğinle sen
tam bir mikropsun esasen"*
memnuniyetsiz
tatminsiz
bencil
ukala
kendini beğenmiş
cahil!
o benim!
tanıştığınıza memnun oldunuz mu?
*anonim arak
zaman:
Salı, Ağustos 26, 2008
0
yorum
sıradaki iğrençlik vıcık vıcık olan tüm insanlara gelsin
hey sen!
-mış gibi yapan!
sürekli olmadığın hislere bürünmekten bıkmadın mı?!
kendinden tiksinmiyor musun her gece o yatağa girdiğinde?
ben senin gibi olduğum günlerde tiksiniyorum!
belki de bu yüzden sen hep öylesindir ha?
alışkanlık yüzünden.
artık uykuların bölünmüyordur o girdiğin rollerin ağırlığı ile.
alışmışsındır olmadığın gibi görünmeye ve yalanlar söylemeye.
ben bunu yapamıyorum işte!
bazen yapmak istiyorum aslında.
senin gibi olmak.
insanlara hissetmediğim şeyleri söylemek;
"çok üzgünüm" gibi, "çok pişmanım" gibi, bol bol beleşten "seni seviyorum"lar gibi ya da "seni çok özledim"ler.
hepsinin yalan olduğunu daha ilk kelime bitmeden anlarsınız.
bu yalanları söyleyen gözler hep aynı bakar çünkü ve sesler aynı iğrenç ve yapışkan dalgalanmalardadır.
ama ben bunu yapamıyorum işte!
insanlara verdiğim en büyük sırları bile hep sırrın sahibine de söylüyorum elbet.
asıl bilmesi gerekene.
diğerlerini ise, zaten kendimden başkasına söylemiyorum.
yalan söylemekten iyidir! ne dersin?
sevmediklerim onları sevmediğimi bilir, sev diklerim ise gerçekten sevdiğimi.
arada kalanlar arada kaldıklarını bilirler; hani bazen sevip bazen sevmediklerimizden olduklarını.
bana sırlarını verenler, özel şeyler paylaşanlar kimsenin duymayacağını bilirler. benden başka.
çünkü onlar da bunu hisseder; ben kimsenin sırrını bir başkasına söylemedim.
diğerlerini ise her zaman konuştuğumu bilirler.
çünkü ben çok konuşurum!
günlük olayları, anıları, komik ve üzücü ve salak şeyleri her zaman konuşurum.
önemli ya da önemsiz olması farketmez.
çünkü ben aklıma ne gelirse söylerim.
sırlar gelmediği sürece.
bunu yapmadığım zaman, ya da yapamadığım zaman uyuyamıyorum.
aklımda sürekli söylemem gerekenler gezinip duruyor.
önemli olanlar.
söylenmesi gerekenler.
sahibine gitmesi gereken düşünceler, sözler, küfürler, aşk itirafları...
sonra yazıyorum bazen bunları.
buraya, ya da sayfalara...
çoğu zaman bana kalıyor yine, ama bazen gidiyor, işte o gitmesi gerektiklerine.
ya sen ne yapıyorsun?
sürekli içinde bir yığın sevgi ve nefret tutan, ağzından ise ne sevgisi ne de nefreti dökülen ama onun yerine saçma sapan vıcık vıcık laflarla günler ardından günleri getiren iğrenç bir yaratık gibi birbirine geçmekten renklerini yitirmiş gerçek duygularının griliğinde yüzüyorsun.
ve boğulmamak için her gece nefes nefese kalıyorsun. sonra da yorulup sızıyorsun.
mutlu musun?
ben mutluyum!
en azından kimseyi kandırmıyorum.
kendimi de!
ona bile söylüyorum ondan nefret ettiğim zamanlarda.
ama senin gibi salyalar saça saça dolaşmıorum etrafta.
en azından ben, bazen kendimden üçüncü tekil olarak bahsetsem de, kendimi tanıyorum.
ve keşke yalnız bunun için sevseydim kendimi!**
**
zaman:
Cuma, Ağustos 22, 2008
2
yorum
aşk için ne yapmazsınız?

o harika sesli kadından; barıştan, insandan ve değişimden yana olan kadından gelsin.
aşk için ne yapmazsınız?
bu sefer ben değil o söylesin;
Two weeks in a Virginia jail
For my lover for my lover
Twenty thousand dollar bail
For my lover for my lover
And everybody thinks
That I'm the fool
But they don't get
Any love from you
The things we won't do for love
I'd climb a mountain if I had to
And risk my life so I could have you
You you you...
Everyday I'm psychoanalyzed
For my lover for my lover
They dope me up and I tell them lies
For my lover for my lover
I follow my heart
And leave my head to ponder
Deep in this love
No man can shake
I follow my heart
And leave my mind to wonder
Is this love worth
The sacrifices I make
tracy chapman, for my lover
zaman:
Salı, Ağustos 19, 2008
0
yorum
kalbim ankara'da kaldı...
"home is where the heart is..."
lise 1'den beri hayalim odtü psikoloji bölümünde okumaktı. ailem ve akrabalarım öss sonucu geldikten sonra çok kez laf ettiler bu seçimime; "ne yapacaksın" dediler, "psikoloji okuyup ne yapacaksın". puanım iyiydi, uluslararası ilişkiler yazmalıydım, ya da belki hukuk, o şekilde büyük adam olabilirdim belki, ama psikoloji okuyarak değil. fakat ben bir kere yazmıştım kafama, ve tercihlerde de öyle yaptım, tüm tercihlerimi psikolojiden yana yaptım, en çok da odtü olsun diyerek. oldu.
2003 yılı eylül ayında odtü'de ingilizce hazırlık eğitimime başladım. intermediate seviyede 3 numaralı sınıftaydım, nam-ı diğer "inter 3". çok güzel bir sınıfımız vardı. harika arkadaşlar edindim. öyle ki neredeyse hepsiyle bu sene bile görüşüyordum. 2004'te bölüme başladım. orada da güzel insanlarla tanıştım. dertleştik, güldük eğlendik, kantinde oturduk, içtik, dedikodu yaptık, kopya çektik... güzel günler geçirdik kısaca...
ama bitti...yıllarca hayalini kurduğum, bana ankara'yı sevdiren, 2 haftadan fazla uzak kaldığımda özlediğim, her sene eylül'den mayıs'a kadar şenliklerinin hayalini kurduğum, A4'lerde, Devrim'lerde içtiğim, çimlerinde yattığım ve fakat her zaman kayıtsız şartsız sevdiğim bu okuldaki eğitimim bitti.
o bitince ankara günlerim de bitti tabi ki. ve yepyeni sulara yelken açtım.
ben hep böyle değil miydim zaten?
yerinde duramayan, çabuk sıkılan, 5 senelik üniversite hayatında 8 farklı mekanda ikamet eden, boş zamanlarında para kazanmak için şehir şehir dolaşan, çok konuşan, tez canlı, sabırsız, bazen küsüp darılan ama hep gülen, kahkaha atan. ben böyle değil miydim zaten?
o çok sevdiğim yerde bile 5 seneden fazla kalamayacağımı bilmiyor muydum?
peki neden ağladım o zaman giderken?
neden o kırk yılda bir akan pek kıymetli göz yaşlarım akıverdi ben ankara'dan giderken?
çünkü sevdiğim insanlardan ayrılıyordum. 5 senedir ailem olmuş insanlardan. artık beni ben gibi bilen, konuşmama gerek kalmadan beni anlayanlardan.
onlar kendilerini biliyor.
isimlerini sıralamama gerek yok.
o biricik ve sayıları bir elin parmaklarını geçmeyen ankara'daki sevdiklerime çok teşekkürler...
her şey için...
o harika geçen 5 sene için...
bir gün bir yerde tekrar görüşmek üzere...
ne de olsa dünya küçük değil mi?! ;)
zaman:
Pazar, Ağustos 17, 2008
2
yorum
öğren
Öğrendim ki...
Kimseyi sizi sevmeye zorlayamazsınız.
Kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz,
Gerisini karşı tarafa bırakırsınız.
Öğrendim ki...
Güveni geliştirmek yıllar alıyor,
Yıkmak bir dakika.
Öğrendim ki...
Hayatında nelere sahip olduğun değil
Kiminle olduğun önemli.
Öğrendim ki...
Sevimlilik yaparak 15 dakika kazanmak mümkün
Ama sonrası için bir şeyler bilmek gerek.
Öğrendim ki...
Kendini en iyilerle kıyaslamak değil
Kendi en iyinle kıyaslamak sonuç getirir.
Öğrendim ki...
İnsanların başına ne geldiği değil
O durumda ne yaptıkları önemli.
Öğrendim ki...
Ne kadar küçük dilimlersen dilimle
Her işin iki yüzü var.
Öğrendim ki...
Olmak istediğim insan olabilmem
Çok vakit alıyor.
Öğrendim ki...
Karşılık vermek
Düşünmekten çok daha basit.
Öğrendim ki...
Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek
Hangisi son görüşme olacak bilemiyorsun.
Öğrendim ki...
'Bittim' dediğin andan itibaren
Pilinin bitmesine daha çok var.
Öğrendim ki...
Sen tepkilerini kontrol edemezsen
Tepkilerin hayatını kontrol eder.
Öğrendim ki...
Kahraman dediğimiz insanlar
Bir şey yapılması gerektiğinde
Yapılması gerekeni
Şartlar ne olursa olsun yapanlar.
Öğrendim ki...
Affetmeyi öğrenmek deneyerek oluyor.
Öğrendim ki...
Bazı insanlar sizi çok seviyor
Ama bunu nasıl göstereceğini bilemiyor.
Öğrendim ki...
Ne kadar ilgi ve ihtimam gösterseniz
Bazıları hiç karşılık vermiyor.
Öğrendim ki...
Para ucuz bir başarı.
Öğrendim ki...
En iyi arkadaşla sıkıcı an olmaz.
Öğrendim ki...
Düştüğün anda seni tekmeleyeceğini düşündüklerinden bazıları
Kaldırmak için elini uzatır.
Öğrendim ki...
İki insan aynı şeye bakıp
Tamamen farklı şeyler görebilir.
Öğrendim ki...
Aşık olmanın ve aşkı yaşamanın çok çeşidi vardır.
Öğrendim ki...
Her şartta kendisiyle dürüst kalanlar
Daha uzun yol yürüyor.
Öğrendim ki...
Hiç tanımadığın insanlar,
iki saat içinde,
senin hayatını değiştirir.
Öğrendim ki...
Anlatmak ve yazmak ruhu rahatlatır.
Öğrendim ki...
Duvarda asılı diplomalar
İnsanı insan yapmaya yetmez.
Öğrendim ki...
Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa, anlam yükü o kadar azalır.
Öğrendim ki...
Karşısındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında çizginin
nereden geçtiğini bulmak zor.
Öğrendim ki...
Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez.
Gerçek aşkların da!
Öğrendim ki...
Tecrübenin kaç yaşgünü partisi yaşadığınızla ilgisi yok,
Ne tür deneyimler yaşadığınızla var.
Öğrendim ki...
Aile hep insanın yanında olmuyor.
Akrabanız olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve güven öğrenebiliyorsunuz.
Aile her zaman biyolojik değil.
Öğrendim ki...
Ne kadar yakın olursa olsunlar
En iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir.
Onları affetmek gerekir.
Öğrendim ki...
Bazen başkalarını affetmek yetmiyor.
Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor.
Öğrendim ki...
Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın
Dünya sizin için dönmesini durdurmuyor.
Öğrendim ki...
Şartlar ve olaylar,
Kim olduğumuzu etkilemiş olabilir.
Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz.
Öğrendim ki...
İki kişi münakaşa ediyorsa,
Bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez.
Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez.
Öğrendim ki...
Her problem kendi içinde bir fırsat saklar.
Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır.
Öğrendim ki...
Sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pişmanlığın uzun yıllar sürüyor.
- ataol behramoğlu
