sıradaki iğrençlik vıcık vıcık olan tüm insanlara gelsin

hey sen!
-mış gibi yapan!
sürekli olmadığın hislere bürünmekten bıkmadın mı?!
kendinden tiksinmiyor musun her gece o yatağa girdiğinde?

ben senin gibi olduğum günlerde tiksiniyorum!

belki de bu yüzden sen hep öylesindir ha?
alışkanlık yüzünden.
artık uykuların bölünmüyordur o girdiğin rollerin ağırlığı ile.
alışmışsındır olmadığın gibi görünmeye ve yalanlar söylemeye.

ben bunu yapamıyorum işte!
bazen yapmak istiyorum aslında.
senin gibi olmak.
insanlara hissetmediğim şeyleri söylemek;
"çok üzgünüm" gibi, "çok pişmanım" gibi, bol bol beleşten "seni seviyorum"lar gibi ya da "seni çok özledim"ler.
hepsinin yalan olduğunu daha ilk kelime bitmeden anlarsınız.
bu yalanları söyleyen gözler hep aynı bakar çünkü ve sesler aynı iğrenç ve yapışkan dalgalanmalardadır.

ama ben bunu yapamıyorum işte!

insanlara verdiğim en büyük sırları bile hep sırrın sahibine de söylüyorum elbet.
asıl bilmesi gerekene.
diğerlerini ise, zaten kendimden başkasına söylemiyorum.
yalan söylemekten iyidir! ne dersin?

sevmediklerim onları sevmediğimi bilir, sev diklerim ise gerçekten sevdiğimi.
arada kalanlar arada kaldıklarını bilirler; hani bazen sevip bazen sevmediklerimizden olduklarını.

bana sırlarını verenler, özel şeyler paylaşanlar kimsenin duymayacağını bilirler. benden başka.
çünkü onlar da bunu hisseder; ben kimsenin sırrını bir başkasına söylemedim.

diğerlerini ise her zaman konuştuğumu bilirler.
çünkü ben çok konuşurum!
günlük olayları, anıları, komik ve üzücü ve salak şeyleri her zaman konuşurum.
önemli ya da önemsiz olması farketmez.
çünkü ben aklıma ne gelirse söylerim.
sırlar gelmediği sürece.

bunu yapmadığım zaman, ya da yapamadığım zaman uyuyamıyorum.
aklımda sürekli söylemem gerekenler gezinip duruyor.
önemli olanlar.
söylenmesi gerekenler.
sahibine gitmesi gereken düşünceler, sözler, küfürler, aşk itirafları...

sonra yazıyorum bazen bunları.
buraya, ya da sayfalara...
çoğu zaman bana kalıyor yine, ama bazen gidiyor, işte o gitmesi gerektiklerine.

ya sen ne yapıyorsun?
sürekli içinde bir yığın sevgi ve nefret tutan, ağzından ise ne sevgisi ne de nefreti dökülen ama onun yerine saçma sapan vıcık vıcık laflarla günler ardından günleri getiren iğrenç bir yaratık gibi birbirine geçmekten renklerini yitirmiş gerçek duygularının griliğinde yüzüyorsun.
ve boğulmamak için her gece nefes nefese kalıyorsun. sonra da yorulup sızıyorsun.

mutlu musun?
ben mutluyum!
en azından kimseyi kandırmıyorum.
kendimi de!
ona bile söylüyorum ondan nefret ettiğim zamanlarda.
ama senin gibi salyalar saça saça dolaşmıorum etrafta.

en azından ben, bazen kendimden üçüncü tekil olarak bahsetsem de, kendimi tanıyorum.

ve keşke yalnız bunun için sevseydim kendimi!**

**

2 yorum:

komakino dedi ki...

'Honesty: the best of all lost arts' demis Mark Twain. Evet durustluk hem bir sanat, hem de kaybettigimiz bir sanat.

Selin Can dedi ki...

maskeler var hep..
maskesiz oldugumuzu sandığımız anlarda bile onlarca duvarın arasında sıkışmış benliğimizin kelimelerini kurmuyor muyuz?
her ne ise ve idiyse,
yine de ve elbette
"to be yourself is all that you can do..."
ellerine saglık..
muhteşem